26 Nisan 2007 Perşembe

Cahit Sıtkı Tarancı'ya çaya gittik!


Her şehrin bir aydını çıkmıştır. Benim Diyarbakır'dan çıktığını bildiğim bir Ahmed Arif bir de Cahit Sıktı vardı. Ahmed Arif'in adı hiç geçmedi ancak Cahit Sıtkı'nın evine ziyarete gittik. Ekteki fotoğraf Diyarbakır'da müze haline getirilen evidir.Diyarbakır için oldukça güzel olan bir evdi, yıllar önce Antep'te de böyle evler görmüştüm.


Cahit Sıtkı'nın hayatı ile ilgili aklımda kalanları yazmaya başlamalıyım bir an önce.


Cahit Sıtkı Diyarbakır'da 1910 yılında doğmuş, ilkokulu Diyarbakır'da okuduktan sonra ortaokul için İstanbul, Kadıköy Saint-Joseph'e başlamış ( ki benim lisemin dibindedir bu okul, vay be! ). Öğrenmeye başladığı fransızcanın etkisi ile fransız şairlere merak salmış ve sanırım onların şiirlerinden etkilenmiş. Lise yıllarına geldiğinde arada başladığı içki muhabbetleri üniversitede dayanılmaz boyutlara gelmiş ve Siyasal Bilgiler Fakültesi'nden atılmış. Bu sıralarda ilk şiirini yayınlamış ancak hayat şartları onu zorlamış olacak ki Sümerbank'ta memur olarak çalışmaya başlamış. Sümerbank'taki memur hayatına dayanamayan ( bir biz yapamadık bunu ) Cahit Sıtkı vermiş istifayı, Cumhuriyet Gazetesine geçmiş ve kendini sevdirmiş. Daha sonra Paris'e siyasal okumaya giden Cahit Sıtkı Paris'e ' 2. Dünya Savaşı'nın bombalama olaylarından dolayı veda eder ve İstanbul'a yerleşen ailesinin yanına gelir ancak içki belasından dolayı onlarla daha fazla yaşayamayacağını anlar ve pansiyona yerleşir, bu dönemde babası ile iyice arası açılan C. Sıtkı Ankara'ya yerleşir ve bir şiir yarışmasında "Otuzbeş Yaş" şiiri ile birincilik ödülü kazanır. "Yaş Otuzbeş, yolun yarısı " diyen Cahit Sıtkı ise tam 46 yaşında zatülcenpten ( akciğer zarı iltihapı ) ölür. Evinin duvarlarında Almanca ve Türkçe olarak hastalık raporları asılı idi.
46 yaş ölmek için çok erken, hele de söz konusu böyle bir şair iken. Yazık!

2 yorum:

Unknown dedi ki...

fotograflar müthiş eline sağlık serpilcim.. sen bu işi yaparsın!

pia dedi ki...

Sağol Ebru...

Ver coşkuyu ver coşkuyu Ebru!