Diyarbakır'ı içimde bir hüzün, kalbimde bir sızı ( adı bende saklı, o şimdi asker ) ile geride bırakırken düştük Hasankeyf yollarına.
Hasankeyf'in adını hep duymuşumdur, bir kurtarmadır, bir isyandır gider Hasankeyf denilince bir yerlerde lakin bilgilerim oldukça bölük pörçük idi. Ilısu Barajı'nın suları altında kalma vakti çok yakın olan Hasankeyfi görmek için son şansınız diyordu tur programı. Bakalım nasıl bir şansmış bu dedik, indik otobüsten bilmiş bilmiş.
Hiç anlamamışımdır, hep mi turistik yerler, medeniyet kalıntıları sular altında kalmak zorunda ülkemde ( ki ilerleyen yazılarda Zeugma ve Halfeti fotoğraflarını da paylaşacağım). Yok mudur başka bir alternatif yani ?
Neyse isyana son verelim ve yolu anlatalım. Dicle nehrinin kenarına kurulu Hasankeyf'e yaklaşırken, yavaş yavaş kayaların renkleri değişmekte idi. Bana biraz Kapadokya'yı hatırlatan bu bölgede verdiğimiz mola sırasında yağmur hala bizlere eşlik etmekte ısrarlı idi ayrıca.
Otobüs durup ta kendimi dışarı attığımda çok uzaklarda yükseklerde bana bakan bir teyze ile karşılaştım. O da nesi? Orası ne? Ev mi? Mağara mı? Teyze sen nereye çıktın öyle? Dur yapma atlama!Değmez be teyze! Bekle geliyorum, bak bir konuşalım, ben de üzgünüm, benim de sevmediğim çok şeyler var. Hayat güzel yine de ! muhabbetlerine girecektim ki tur rehberimiz açtı o güzel ağzını benim gibi cahil cühelaya bir hayat dersi verdi.
Efendim ekteki fotoğraftaki teyze kendi evinde yaşıyormuş. Anlayacağınız orası bir ev. Elbetteki şaka yapıyorum, lüks bir villa beklemedik de orası da pek bir yüksek ne bileyim
Yalnız anlamadığım birşey var ki teyzenin bu kötü bakışları.Bakınız kendiniz kararınızı veriniz. O teyze Hasankeyf gezisi boyunca oradan baktı durdu :) Ne yediğimi anladım, ne gezdiğimi, ne zaman kafayı çevirsem ordan bana bakıyor.
Selamlar sana Teyze! Bak ünlü yaptım seni!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder