Nedir bu doğudaki çocukların yeşil çizme olayı anlamadım ama fotoğraflarıma çok güzel renk kattıkları bir gerçek. Doğuda sokaklarda yanınızda çocuklar olmadan yürümeniz imkansız.
Kırmızı duvara gömülü ayna etrafına sarılı sahne ışıkları parıldamaz sarı toprağın çocuklarının gözlerinde. Ondandır bilmezler cilveyle gülmesini. Güleceklerdir ve çilli bir simanın ortasında birden açıverir yeşil ovaların can gülleri.
Gün saçlarında değil gözbebeğinde ağarır beş yaşındaki çobanımın; buğday benizli kara çocuklarımın der toprak. Ceviz tadında kuru tiz sesinde neşe çığlıkları sarar yabancıları.
Öyle utangaçtır ki sevdiceklerim, eline vurup da düşürme yere ahını, kendi getirir verir gözü gibi sakladığı topacını, odundan atını, bir parlak siyah taşını.
Başınıza belasını değil tatlı tatlı heyecanını sarar bir çırpıda. Güneşten bile sakladığı sandık dibi özlemlerini alır da verir bir kez bile saçını okşayana.
Sema kavururken, rüzgar savururken, toprak tutuşurken düşlerinizde bile, sarı saçlı maviş bir kız avucunda dağlarının suyuyla biter yanıbaşınızda.
İçtiği her damla su için başını dikip semaya şükreden göçmen kuşları misali şükreder yaratana, bu topraklarda onları unutmayanları dagönderdiği için.
Okumasa da yazamasa da deftere yazıverir sürüyü otlattığı yerdeki kayalağın üstüne adınız.
Gidişinize Fırat'ı Dicle'yi döker ardınızdan gözbebekleriyle, geleseniz bir daha diye.
Bilmeseniz de yıllarca ardınızdan anlatırlar sizi torunlarına dahi. Adınız yazdıkları kayaya her gün bir çiçek işlerler, yeniden yazarlar adınızı, onlarla kalasınız diye.
Ah bir bilseniz ne uyur ne yerler sağ salim vardı mı diye düşündüklerini; düşlerinde bile sizi büyüttüklerini, nasıl terkedebilirdiniz o sarı toprakları, Anadolum'un utangaç çocuklarını.
Merhaba sevgili misafirler.
Önce Gap Turuna özgü olmasını düşündüğüm bloga daha sonra yaptığım diğer gezi fotoğraflarını hatta kend fotoğraflarımı da koyma kararı aldım.
Beğenilerinize sunarım.
1 yorum:
Kırmızı duvara gömülü ayna etrafına sarılı sahne ışıkları parıldamaz sarı toprağın çocuklarının gözlerinde. Ondandır bilmezler cilveyle gülmesini. Güleceklerdir ve çilli bir simanın ortasında birden açıverir yeşil ovaların can gülleri.
Gün saçlarında değil gözbebeğinde ağarır beş yaşındaki çobanımın; buğday benizli kara çocuklarımın der toprak. Ceviz tadında kuru tiz sesinde neşe çığlıkları sarar yabancıları.
Öyle utangaçtır ki sevdiceklerim, eline vurup da düşürme yere ahını, kendi getirir verir gözü gibi sakladığı topacını, odundan atını, bir parlak siyah taşını.
Başınıza belasını değil tatlı tatlı heyecanını sarar bir çırpıda. Güneşten bile sakladığı sandık dibi özlemlerini alır da verir bir kez bile saçını okşayana.
Sema kavururken, rüzgar savururken, toprak tutuşurken düşlerinizde bile, sarı saçlı maviş bir kız avucunda dağlarının suyuyla biter yanıbaşınızda.
İçtiği her damla su için başını dikip semaya şükreden göçmen kuşları misali şükreder yaratana, bu topraklarda onları unutmayanları dagönderdiği için.
Okumasa da yazamasa da deftere yazıverir sürüyü otlattığı yerdeki kayalağın üstüne adınız.
Gidişinize Fırat'ı Dicle'yi döker ardınızdan gözbebekleriyle, geleseniz bir daha diye.
Bilmeseniz de yıllarca ardınızdan anlatırlar sizi torunlarına dahi. Adınız yazdıkları kayaya her gün bir çiçek işlerler, yeniden yazarlar adınızı, onlarla kalasınız diye.
Ah bir bilseniz ne uyur ne yerler sağ salim vardı mı diye düşündüklerini; düşlerinde bile sizi büyüttüklerini, nasıl terkedebilirdiniz o sarı toprakları, Anadolum'un utangaç çocuklarını.
Yorum Gönder