12 Mayıs 2007 Cumartesi

Yorgun hatta oldukça yorgun bir günün ardından akşama yapılacağı duyurulan sıra gecesi için yemek sonrası hazırlanmaya başlamıştık. Hazırlanmak dediysek öyle değil yani. İşte günün getirdiği kirliliği atmak adına banyolar yapıldı, kimisi sıra gecesinin havasına uymak için poşusunu taktı filan. Hep duyduğum bu sıra gecesi nedir ben de merak etmekteydim açıkçası.Sıra gecesini biraz internetten araştırdım ve bulduğum tanım şöyle oldu " birbirine yakın yaş grubundaki gençlerin veya orta yaşlardaki arkadaş gruplarının, her hafta bir başka arkadaşın evinde olmak üzere, haftada bir akşam, belirli bir niteliğe ve düzene göre sıra ile yaptıkları toplantılara Şanlıurfa'da “sıra gecesi” denmektedir. Kısaca; “sıra gecesi” bir arkadaş grubunun haftada bir olmak üzere bir araya geldikleri toplantılardır" Tur rehberimiz de zaten aynen bu şekilde anlatmıştı.Davetli olduğumuz sıra gecesine katılmadan önce otelde yemek sonrası diğer tur için hazırlanan sıra gecesinin ne kadar mükemmel olduğundan bahsediyordu herkes, ben görmemiştim ancak gece otele döndüğümüzde şöyle bir bakayım dedim, herkes dağılıyordu ancak gerçekten oldukça güzel bir ortam vardı, oldukça otantik ama bir o kadar da lüks. Açıkçası bizim gitmiş olduğumuz sıra gecesi bizi ilk başta hayal kırıklığına uğratmış olsa da kendi adıma oynamayı sevmeyen biri olarak oldukça oynadığımı ve eğlendiğimi söyleyebilirim.Sıra gecesi anlatımına gelirsek; yemek sonrası otelin yakınında olduğu söylenen yere gitmek üzere yola çıktık, Urfa'nın çarşısını şöyle bir süzeyim dedim akşam vakti, oldukça güzel, düzenli ve lüks olduğunu söyleyebilirim ancak ilginçtir ki "Doğu'nun Parisi" yarışında Antep'i, Diyarbakır'ı duydum da Urfa'nın böyle bir iddiasının olduğunu hiç duymamıştım.SIra gecesi resmen düğün salonundan bozma bir yerde yapılıyordu, bir hayal kırıklığı yaşadık ama bozmadık moralimizi. Sarı duvarları vardı ki hiç sevmem sarıyı, kötü bir elektrik verir bana. Neyse eğlenelim dedik ve müzik başlayınca bizim küçüklü büyüklü Urfa turist rehberleri döküldü meydana. İsmini bilmediğim taş çatlasa ortaokul birinci sınıf öğrencisi olduğunu düşündüğüm bir oğlan çocuğu öyle güzel yöresel oyunlar döktürüyordu ki ortada herkes videoya çekti, ben de tabiki. Teker teker sabah bize eşlik eden Cumali ve arkadaşı döküldü sonra meydana. Ardından Cumali öyle bir türkü patlattı ki dinleyenlerin ağzı açık kaldı. BU arada dipnot; İstanbul'a geldikten sonra biryerlerde okudum, Cumali ve arkadaşı oldukça popülermiş Urfa'da ve Seda Sayan'ın programına filan çıkmışlar.Neyse davul desen vardı, türkü deseniz vardı, içli ve acıklı türküler vardı, otantik herşey vardı, demekki senelerin oyun enerjisi birikmiş bende, o gece bayağı bir oynamış sayılırım, her ne kadar hiç ama hiç sevmesem de normalde. Açıkçası birgün evlenirsem dublör filan tutmayı düşünüyorum :) Ne de olsa duvağını kapattın mı kimsenin ruhu duymaz da damat karıştırırsa elimden kaza çıkabilir, aşırı bir kıskançlık illeti var da bende :)Şimdi sıra gecesi demişken, daha önce hiç ilgimi çekmemiş bir türküyü keşfetmenin hazzını sizlerle paylaşayım. Bunu en son ( malesef) Mahsun Kırmızıgül söylemiş ve youtube'de aratınca ne yaparsam yapayım onun sesi çıkıveriyor bir yerlerden :( Bir de İstanbul'a gelince adını öğrendiğim Kazancı Bedih varmış ki Mahsun ile bu şarkıyı düet yapmışlar ( daha doğrusu anladığım kadarı ile Kazancı Bedih öldüğü için montaj yapılmış Mahsun'un türküsü üzerine ). Ben de ekteki videoyu sizlerle paylaşayım dedim. Hem komik hem de Kazancı Bedih'in en çok sesinin duyulduğu video buydu. Mümkünse Mahsun'un sesi kesileyimiş, eziyetim için şimdiden özür dilerim :))) Siz yine de türkünün sözlerindeki güzelliğe dikkat edin...Evet türkünün ve Kazancı Bedih'in içli sesi ile sizleri başbaşa bırakıyorum, videodaki arkadaştaki o Mahsun bakışına da hasta bittim zaten...İyi seyirler ..Not: Son olarak Aynel Zeliha Gölü hikayesinde yazdıklarımı tekrar okumanızı ve türküdeki Nemrud'un kızı vurgusuna dikkatinizi yoğunlaştırmanızı rica ederim... ( uff tam bankacı ağzı oldu bu )

Hiç yorum yok: