12 Ağustos 2007 Pazar

Milli Park'ta bir beyaz ördek!



Milli Park'a olan yolculuğumuzda kalmıştık.




Aşırı sıcak ve bir de tozlu bir yoldan yürüyerek hedefimize varmaya çalışırken aklımızdan "acaba ?" lar geçmekteydi. "Acaba biz hergün bu yolu nasıl geleceğiz?" "Acaba yanlış mı bir yere geldik"ler uçuşurken sıcaktan kaynayan beynimizde, ufukta deniz göründü.




Turla gittiğim zaman bildiğim koya doğru çevirdik rotamızı ancak Cumartesi olması dolayısı ile etraf ana baba günü. Türbanlı teyzeler dolmaları, kuruyemişleri almışlar önlerine, amcalar küçük çocukları ile denizde eğlenirken garibim turistler yandan melül melül bizim kıllı amcalara bakmakta.




Üstat'a sordum;




"Şimdi burası paralı değil mi üstat? Paramızla rezil mi olacağız? Hayır herşeyi bırak canım dolma çekiyor, baksana insanlara, domates ve hıyar olayına girmişler, Avrupa'ya rezil oluyoruz, boğazına düşkün milletiz işte" :) dedim.
Ancak sonradan anladım ki İngilizler'in yada ABD'lilerin (gerçi ABD'li varmıydı bilemem ama etraf İngiliz kaynıyordu, ABD'de obezite sorunsalı var diye dedim ) üzerine yokmuş. Lakin otelde öyle bir aile tanıdık ki bakın şimdi fotolarını çekmediğime pişman oldum. Bir kız çocuğu bir erkek çocuğu bir anne ve babadan oluşan çekirdek bir aile ama biraz fazla gelişmişinden( erkek çocuğun erkek olduğunu anlamakta zorlandım çünkü ilk gördüğümde üzerinde sadece şort vardı, havuzda su topu oynuyorlar, sudan bir çıktı, Allahım o ne ?? Resmen kocaman göğüsleri vardı.
Üstat'a sordum- - sence şu siyah şortlu erkek mi?- - yok canım baksana göğüsleri var- - İyi de şişmanlıktan olmasın, ne o üstsüz girmiş gibi, üstsüz girecek kadar güzellikte göğüs değil bunlar-
İnat ettik izledik düşündük taşındık ve erkek olduğuna karar verdik, ama çok zorlandık bilemezsiniz. Şişmanlıktan göğüsleri çıkmıştı, resmen dik dik :) Bu aile sabah kahvaltıda tereyağı ve kandil simiti ile başlıyor, günü yatarken patates cipsi yiyerek bitiriyorlardı, pes dedik en içteninden, "peeessss"...

Gelelim Milli Park'a! Anlayacağınız etraf illerden ipini koparan Milli Park'a gelmiş, gelmiş gelmesine de ortada bir gariplik var. Şezlonglar genellikle bomboş. Bir huylandım doğrusu, sanırım ücretli diyerek " eh elbet biri gelir de para ister " diyerek tuttuk iki şezlongumuzu, attık kendimizi kaynar sulara ( gönül isterdi ki serin sulara diyelim ancak Mavi Göl'ün bir fokurdamadığı kalmış). Yok yok yok... Bizi serinletecek tek bir yol yok, cehenneme mi düştük biz... Yo yo olamaz. Bu kadar gühanım yok benim. Çok gencim, daha işlemediğim çok günah ve sevap var :)


Üstat'a sordum;

" Biz nasıl serinleriz sence? Hayır birazdan buhar olacağız nerdeyse" derken "acaba"lar uçuşuyordu üstatın tepesinde. Gördüm, kulaklarından bile soru işaretleri çıkıyordu sinsi sinsi. Lakin ikimiz de sorularımızın cevaplarını veremiyorduk, baktık ki serinlik denizden gelmeyecek, dedik alalım iki soğuk birşey, içelim kendimize gelelim aaa bu ne böyle, zaten dolma çekti canım diyerek üzerimizden şıpır şıpır sular akarken tuttuk kafetaryanın yolunu. Gölge bir kafetarya aman tanrım, atıl kurt!

Biraz olsun serinlemiş, şöyle bir kendimizi gelmiş kim olduğumuzu ve nerden geldiğimizi anımsamışken gördüm onu.


Allahım, bu güzellik!?!. Ben seni severim, seni mıncıklarım, öperim seni diyerek uzaktan uzaktan asılırken beyaz bir ördeğe(!) ( siz ne sanmıştınız :) fotoğrafını çekmenin sırası şimdi diyerek kaçan ördeği ekteki fotoğraftaki gibi muhteşem bir şekilde fotoğrafladım.

Ne o beğenemediniz mi?

Evet şahsen bu fotoyu ben de beğenmedim, hayvanlar sıcaktan gagaları açık açık geziyorlardı, ağacın altına sığınmışlardı ve rahatsız etmeden birkaç kare alayım dedim, ancak bu kadar oldu. İdare edin artık :) Daha başka çekmiş olduğum süper hayvan fotoğraflarım var. Az sonra...






Hiç yorum yok: