2 Şubat 2008 Cumartesi

Bir film şeridi gibi geçti gözümden hayatım...































































































































































































































İşte hayatım...
Yaşlanıyorum sanırım, bu aralar çok fazla aklıma geliyor şu yaşıma kadar neler yaşadığım. Biraz da fotoğrafların yardımına başvurmak gerekiyordu ve ben bütün cumartesimi salondaki dolaptan fotoğraf albümlerini indirmekle ve ekrana taşımakla geçirdim. Neler neler geçti gözümün önünden. Hepsini buraya taşıyamamış olsam da çocukluğuma, ortaokul ve lise yıllarıma döndüm, gözlerim doldu çok kötü. Şöyle bir baktım fotoğraflarıma da ne çok sevdiğim insanlar geçmiş hayatımdan, kimi hala hayatımda ama uzakta ama yakınımda. Sonra fotoğraflarda hapis kalmış gizli aşklarımı gördüm, kimse farkına varmamış aşkımızın ama fotoğraf makinasından kaçamamış içimizdeki aşkın sıcaklığı, hüzünlendim...
İzmit'te şimdi hiç hatırlamadığım bir evde başlamış hayatım. Daha nazlanmaya aklım ermeden gelmiş evimize o mavi gözlü diğer yaratık :) Hep anlatırlar, onun o parıldayan mavi gözlerine parmaklarımı sokarmışım, onu benden korumak için masaların tepesinde yastıktan kuleler yapıp yatırırlarmış. Gizliden gizliye çekemiyormuşum demekki.
Kardeşimle kardeşimin ergenliğine kadar çok iyi anlaştık :) Öyle ki annem hep dışarı baktığında ikimizi yanyana gördüğünü anlatırdı. Belli bir yaşa gelince kardeşim erkekliğin o dayanılmaz korumacı güdüsüyle onun yanında gezmemden hoşlanmaz oldu, malum aramızda tam bir yaş fark vardı ve erkek kız tüm arkadaşlarımız ortak idi. Ben onun arkadaşları ile çok futbol oynadım, şimdikinin aksine çok cesur bir kızdım, bayılırdım hava atmaya gücüm kuvvetim varmış gibi, bu yüzden çok sopa yedim mahallenin kabadayısı salak Can'dan ama ben de az yarmadım başını taşla kihkih :) Annem beni hiç korumazdı, zili çalardım
-Annneeee... Can beni dövdü...
- Tamam kızım ağlama gel eve, uyma sen ona...
Hep annemin aşağı inip Can'ı dövmesini bekledim ama annemin o zamanlar Can'ın annesi ile kanka olduğundan dövmediğini düşünürdüm. Yıllar sonra sorduğumda " kendi başının çaresine bakabilmeyi öğrenmen için yapardım" dedi. Annem sadece o yaşta bize bu dersi verebilmiş :) Ben üniversiteyi, liseyi daha doğrusu şimdiye kadarki yaşamının hepsini onların kanatlarının altında geçirdim, fatura yatırmasını bile bilemem. Kırılganım bu yüzden hatta cesur değilim malesef. Birgün benim de çocuklarım olursa onları böyle yetiştirmeyeceğim, aşırı korumacı olmamak lazım, anneme de söylüyorum " ne yapayım kıyamazdım size" diyor.
İşte herşey bir sene sonra o mavi gözlü bebeğin evimize girmesi ile başladı. Herkes onu severdi ve şu yaşımda bile ne zaman kavga etsek hep o haklı bulunur. Az mı balkonlarda ağladım kapristen kıskançlıktan :) Kök söktürdüm aileme bu yüzden, bir kere de beni tutmalarını istedim ama hala bile annem ona benden önce ona meyve götürür :) Tanımadığım bilmediiğim bir erkek-anne ilşkisi diyorum bir gün başıma gelirse anlayacağımı umuyorum.
Yıllar geçti o bebek büyüdü, ben de büyüdüm. Ailemizde sınav yılları çifter çifter yaşandı. Önce beni soktular Anadolu Lisesi'ne, bir sene sonra Serdar'ı. Ben ne kadar şanslı bir kız isem, kardeşim o kadar şanssızdı. 81'lilerin makus talihini yaşadı, Anadolu Lisesi sınavının soruları çalındı :) Ve babamla anneme göre çok daha iyi bir yeri kazanacakken iptal edilen sınavda, Kartal Anadolu Lisesi'ni kazandı bizimki. Hıh...
Kardeşim büyüdükçe şu en tepede gördüğünüz sahilde el ele yürüme modelinden eser kalmadı bizde. Kedi köpek gibi olduk hep. Ak ile kara, Yer ile Gök ne kadar zıt ise biz de o kadar ayrı insanlardık. Ben hayvanları deli gibi severken eve getirdiğim kedilerin bıyıklarını keser, dört ayak üstüne düşüp düşmeme testi yapardı :) Zavallı hayvancıklarım, çok zor günler geçirdiler :) Politik fikirlerimiz da taban tabana zıt, ben ne kadar sosyalizme sempati duysam bizimki inat Hitler'i severdi. Evet evet yanlış duymadınız, Hitler'i beğendiğini çok hissettim kalkıp alnından çok vurasım geldi, babama sordum;
- Baba? Faşistlik genetik midir? Eğer öyle ise Serdar neden böyle?
Aslında faşist olmadı hiçbir zaman ama sosyalizmden hep nefret etti. Benim fikirlerimle, şiirlerimle (ki onun yüzünden bir iki denemeden sonra bıraktım şiiri) ve hatta günlüğümle hep dalga geçti :) Diyorum ki bazen, böyle bir kardeşim olmasa idi ben de belki bir Elif Şafak olurdum, kimbilir. :)
Yukarda başörtülü fotoğrafta ilkokul veda gecesinde bir şiir okuyorum :) "Davar gelir ahır gelir, bir tek sen gelmiysen, geceleri rüyamda seni görirem, gel diyrem gelmisen" diye bir şiir okumuştum, müthiş bir alkış aldığımı ve sonra okulun balosuna çağrıldığımı ama anne babamın beni yollamadığını hatırlıyorum, çok yorulmuşum :(
Sonra büyüdüm. Kadıköy Anadolu Lisesi'nde mükemmel bir eğitim aldım, mükemmel anılar yaşadım. Okula kayıt olmaya giderken annem "bu ağaçların hepsinin altında anın olacak " demişti, hakkaten de milyonlarca anı ile ayrıldım okuldan. Yukardaki fotoğraflar Çırağan'daki mezuniyet balosuna ait. Bakmayın eğlendiğime, çok gereksiz bir aristokrasi vardı, hiç sevmemiştim. Bizler öyle boyalı insanlar ve tuvaletli insanlar değildik, bir hafta sonra Çamlıca'da yapılan gece çok daha samimi ve güzel olmuştu aslında. Fotoğraflarda o zaman çok ünlü olan "makerana dansı" yapıyorum :) Ellerimden de az çok belli olsa gerek.
Üniversite yıllarım daha da bir harika idi. Kendimi buldum, çok doğru arkadaşlar edindim hayatımın sonuna dek hiç hayatımdan çıkmayacak iki dostum var şimdi. Zaten fotoğrafların hepsinde var gibiler :) Beni "sosyalizm"le tanıştıran Nurtaç ve mükemmel bir espiri kabiliyetine sahip tatil dostum kısaca herşeyim Dilek'im. Sizleri ne kadar sevdiğimi yazsam blogumun megabayt'ı yetersiz kalır ama bence siz bunu biliyorsunuz zaten.
Üniversitede son iki sene nerde ise hiç derse girmedim, hayatın tadını çıkardım, çimenlerin, Beyazıt'ın tarihinin, aşkın (ki daha iyi de çıkarabilirdim tadını :), dostluğun, 6 Kasım'ın, 1 Mayıs'ın, Hergele Meydanı'nın, Mercan Yokuşu'nun, Süleymaniye Cami'nin, fransızcanın, hikayelerin ve kitapların, gülmenin, şenliklerin hepsinin hakkını verdim ta ki gerçek son sınıfta yüzüme çarpana kadar. Beni bir iş hayatı bekliyordu ve ben hiç hazır değildim. Kendimi ailesi tarafından bir defalık Lünapark'a getirilmiş, atlıkarıncaya bir kez bindikten ve indikten sonra ona doyamamış bir çocuk gibi hissediyordum, işte aşk da beni bu aralar yakalamıştı diyebilirim, ünivsersite üç'ün sonlarında aşık oldum, okulu bitirene kadar da aşık kaldım :) Sonra da onu bir daha görmedim (geçen sene Hıdırellez'de Ahırkapı Şenlikleri'nde yanımdan geçti, yakala onu Dilek dedim, yakalamadı :)
Üniversitenin son dönemi başka bir aşka doğru yelkenlerimi açtım ancak rüzgar yetersiz kaldı, yürümedi gemimiz :) Heyecanlı heyacanlı çarparken yüreklerimiz ve daha hiç birleşmemişken ellerimiz dudaklarımız, bir arkadaşın yarattığı gerginliğe kurban gitti sevdamız, demekki "sevda" değilmiş demek kaldı bizlere. Aslında onun da fotoğrafını koyacaktım vazgeçtim. şimdilerde çok kilo almış, görenler anlatıyor bana, yan plazada çalışıyor oysaki meydanlarda karşılaşırdık eskiden, şimdi plazalarda atıyor kalplerimiz :(
Mezun olduk ve üç arkadaş, ben, sadık dostum Dilek ve can'ım Nurtaç, Antep'e gittik. O kuzulu fotolar Antep'te çekildi işte. Başımda bandanalı bir fotoğraf var ya hani yanımda ucube gibi bir kadın var, o işte Ezo Gelin'in köyünde çekildi, o kadın Ezo Gelin'in yakın arkadaşı imiş, ne geziydi be. Fıratta yüzdük, Zeugma'da altımızda batık şehir salınırken biz kulaç attık sonra ben yine aşık oldum :) Bu sefer imkansıza aşık oldum, kalbim acıdı dönerken, boğazımı sıktı eller :) Şimdilerde kapıma zor uğrayan o aşk, çok fazla uğrar kahvemi içerdi o vakitler ama işte arada böyle imkansıza atardı okunu Eros, beni de yakardı onu da yakardı :)
Antep'ten İstanbul'a dönmek, cennetten cehenneme dönmek gibi idi. Yüksek lisans mülakatları, iş mülakatları bir nevi Kapitalizm açmış kucağını bekliyordu beni. Kapitalizm'e değil, önce akademiye yenik düştüm. Marmara İngilizce İktisat'ı kazandım, hiç istemeden devam ettim derslerine, bir yıl boyunca derslerini verirken bir yandan da deli gibi iş arıyordum. Bir tercüme bürosuna girdim, ilk defa para kazanacaktım, adi bir patronum oldu, nerdeyse yaptığım çevirilerin yarısına para veriyordu, sömürüyü ensemde bir nefes gibi hissederken çıktım oradan, çalışamadım daha fazla.
Sonra Ağustos ayında Denizbank'ın "Manegerial Trainee" sınavını ve mülakatını verdim. Eğitime başladık. Yukarda fotoğraflarda gördüğünüz kalabalık bir bankacı grubu var ya, onların içinde çok sevdiğim kişiler oldu, şimdi hepimiz dağılsak da hepimiz bir tarafa hepsi çok özel olacak ama biri var ki o hepsinden özel kalacak...
Derken aşk kapımı çaldı, "gelebilir miyim" dedi "gel gel " dedim ve yaktı kavurdu bizi namussuz. Tam bir iki sene yandık kavrulduk, aramıza dağlar girdi, yollar girdi yine de sönmedi ateşi sevdamızın.Yollar girdikçe biz daha çok aşık olduk, daha çok acıdık, kanadık. Ama herşey gibi bu da bitti ama kendini asla unutturmayacak bir şekilde. İkimiz de birbirimiz için çok özeliz artık. Bir zamanlar sürekli birbirimizin rüyasına girerdik, artık rüyalarımıza da uğramaz olduk birbirimizin ama bir yerlerde ona birşey olursa yaşayamam, çok ama çok değerli benim için ancak artık aşkımız yok ve aşk geçtikten sonra sevebiliyorsak hala birbirimizi, onu tanıdığım için çok ama çok şanslı bir kişiyim ben. Kendisi burayı okuyacaktır ve fotoğrafların gizli kalmış köşelerinden bana kırpacaktır güzel gözlerini.
İşte böyle.
Kısaca böyle bir hayatım oldu işte. Ha sonra uğramadı mı aşk bir daha? Uğradı belki ama ben onu aşk gibi saymıyorum, sayılacak adam olamadı, adam olamadı ki bir kere :)
Hayat aşktan ibaret değil.
Benim hala umudum var. Biliyorum bir yerlerde beni bekleyen bir "doğru" var ve birgün hayat beni onunla karşılaştıracak ve sonra yukarıdaki fotoğrafların son halkasına eklenecek.
Sevgiler...
02.02. 2008
(Annemle babamın evlenme yıldönümü, güzel bir tesadüf oldu).
NOT: BEN BU SATIRLARI YAZARKEN SEVGİLİ KARDEŞİM UFAK BİR KAZA GEÇİRDİ ŞİLE YOLUNDA, KENDİSİNDE BİRŞEY YOK AMA ARABA BİRAZ KÖTÜ DURUMDA. O KADAR DA UYARDIM ONU HALBUKİ, NEYSE KENDİNE BİRŞEY OLMADIĞI İÇİN ŞANSLIYIZ...

5 yorum:

Unknown dedi ki...

ma cherie,
en çok umudumuza, umutlarımıza saldırmış bu sistem...
ve en çok da buradan yaralamış insanları...
ben de umudumu koruyorum...umut yok olursa saman gibi yaşayıp çuval gibi yığılırız...ve geriye bir şey kalmaz bizden...

Dilek dedi ki...

Biz üniversiteye geçiyorken uğradık birbirimizi bulduk. Kesiştiğimiz yerde büyüdü sevgi, umut ve bol kahkaha. Gözyaşı da elbette ama daha çok üniversite sonraki gerçekte heralde. Biz hayata da geçiyorken mi uğradık? Hayır. Ben geleneksel kısıtlara değil hala umudun gücüne ve kendi gücümüze inananlardanım. Sadece aşkta değil çılgın da olsa her alanda.

Birliktelikten gelen gücümüz var bazen birliktelikten gelen bunalmışlığımız da ama :)) şaka şaka

Birlikte gülmek... Ne güzel beceriyoruz bunu hala. Tebrik ediyorum gülüş dolusu sevgimizi

pia dedi ki...

Dostları Olmalı İnsanın
Dostları olmalı insanın,
Aynen gemilerin limanlari gibi
Zaman zaman uğradığın
Yükünü boşalttığın
Dalgalar dininceye kadar beklediğin koynunda

Sonra açık denizlere uğurlamalı seni,
Geri döneceğin günü bekleme umuduyla
Bazen rüzgara o açmalı yelkenini
Yanağına konan bir öpücüğün coşkusuyla
Halatlarını çözmeli
Seni çok ama çok özlemeli

Dostları olmalı insanın,
Ermiş, bilge, hayatı ezbere okuyabilen
Düşünmediklerini düşündüren
Seni bir cambaz ipinde güvenle tutabilen
Gerektiginde senin için ateşi yutabilen
Yolunu ısıtan ustan olmalı,
Şekillendirmeyi öğretmeli hayatın çömleğini
Sana verebilmeli soğuk bir kış gününde
Üzerindeki tek gömleğini.


Oğuzkan Bölükbaşı

Emre Küçükoğlu dedi ki...

Hayat bir yaştan sonra çok hızlı geçip gidiyor (25 derler- bence 23 :))

Şöyle bir durup bir yıl geriye baktığımızda elimizdekiler ve hayatın bize verdiklerinin değeri ne kadar az değil mi? Geçmişten dişimizle, tırnağımızla kazandığımız ve bize doğuştan verilen değerlerin yanında bir "hiç" meşgul ediyorlar bizi.

Serpilcim, Köse Ailesine çok büyük geçmiş olsun diliyorum.

pia dedi ki...

Teşekkürler Emre, öncelikle yorumun için ve dileklerin için.

Sevgilerim senin olsun...