http://www.mesopotamia.co.uk/menu.html
Mezopotamya başlı başına bir konu. Konuya girmeden önce yukardaki linki incelemenizi tavsiye ederim. The British Museum'un sitesine yönlendirecek link sizi ve Dünya Kültürleri başlığı altında Asurlar, Sümerler ve Babiller'den bahsetmiş.
"*Mezopotamya (Aram Nahrin), bugün Irak, doğu Suriye ve Güneydoğu Anadolu'yu (Türkiye) kapsayan coğrafi bölgeyi tarif eden bir isimdir.Mezopotamya Eski Yunanca'da "iki nehir arasındaki yer" demektir; μέσος ("arasında") ve πόταμος ("nehir"). Kastedilen iki nehir Fırat ile Dicle'dir, zira bölge bu iki nehrin arasında kalır.Verimli toprakları ve uygun iklim şartları nedeniyle çok eski zamanlardan beri yoğun göçe sahne olmuş Mezopotamya, birçok farklı kültür ve halkın karıştığı bir bölge olmuştur ve bu nedenle de medeni gelişime sahne olmuştur. Bilinen ilk okur yazar topluluklara ev sahipliği yapmış bölgede birçok medeniyet gelişmiştir ve bu sebeplerden Medeniyet(ler) Beşiği olarak da anılmıştır. Hiçbir zaman Mezopotamya olarak anılan belirli bir siyasi mevcudiyet olmadığı gibi sınırları belirli bir bölge değildir. Basit anlamda Yunan tarihçileri bu bölgeyi anmak için bu ismi anmışlardır.Mezopotamya bölgesi dünyanın en tanınmış ve köklü medeniyetlerinden birkaçına ev sahipliği yapmıştır; Sümerler, Akadlar, Persler, Babilliler ve Asurlular gibi. Bunların dışında daha birçok halk ve kavim Mezopotamya'da kök salmıştır."
*Not: http://tr.wikipedia.org/wiki/Mezopotamya alıntıdır.
Aslında kendim araştırma yaparken oldukça şey öğrendim, daha doğrusu ortaokul ve lise yıllarında okuduğum birçok tarihi bilgiyi tekrarlamış da oldum. Yazacak çok şey var Mezopotamya hakkında ancak ilk gördüğüm andaki duygularımı yazmak istiyorum.
Mardin'e gece vardığımızda her yer karanlık olduğundan ve karnımız da oldukça aç olduğundan telaşla otelin yolunu tuttuk. Kaldığımız otelin merdivenlerinden çıkarken şöyle bir etrafa baktığımda uçcuz bucaksız, karanlıkta sanki ötede bir deniz varmış izlenimi uyandıran bir alan vardı. Rehber, oranın Mezopotamya olduğunu söyledi ama ya yorgunluktan ya açlıktan neden uçcuz bucaksız bir karanlık olduğunun ayırdına varamadım. Sınır bölgesi ondan olsa gerek diye kestirip attım. Yemek sonrası bizi olağanüstü panoromik bir yere götürdüler. Şehri kaplayan tepelerin yüksek kısımlarına inci gibi ışıklandırma yapılmıştı, hava o kadar soğuktu ki fotoğrafını çekemedim ancak çekenlerden en yakın zamanda alıp burada sizlerle paylaşacağım.
Gelelim sabaha.
Mükemmel bir uykudan sonra pırıl pırıl ama bir o kadar da soğuk bir havada uyandık. İnsanın Mardin'i terk edesi gelmiyordu, içimi bir hüzün kaplamıştı. Kahvaltı sonrası birkaç saatlik geziden sonra Urfa'ya doğru yol alacaktık.
Üstümüzü giydik, bavullarımızı hazırladık ve çıktık kapıya. Şöyle bir terastan bakayım dedim, o da nesi?! Dünkü uçsuz bucaksız, insanda deniz izlenimi uyandıran Mezopotamya! Görüntüsü karşısında büyülendim doğrusu. Ekteki fotoğraftan ne kadar anlaşılır bilemiyorum ama o uçcuz bucaksız alanda gözümde tarihsel görüntüler canlandı. Düşünsenize ne savaşlar olmuş, ne uygarlıklar yaşamış bu bölgede. Hayalgücüm oldukça genişti, çok sahneler belirdi beynimde manzaraya bakarken çoğu tarihsel film sahnelerinden kalma.Sizleri fotoğrafı ile başbaşa bırakıyorum.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder