
Adıyaman şehir merkezine varmıştık artık ancak otelimizin kasvetli görüntüsü, daha doğrusu Mardin ve Urfa'daki mükemmel otellerin ardından, kısa bir şok yaşadık ama bozmadık moralimizi. Bavullarımızı odalara bıraktıktan sonra Nemrut Dağı'na çıkmak üzere önce Adıyaman çarşıya gidecektik.
Nemrut Dağı'nın yolları malum çok vahşi, koskoca otobüsün çıkması imkansız, o yüzden dört minibüs getirilmişti onlara bindik ve öğle yemeğini yemek için çarşının yolunu tuttuk. Çarşıda biraz atırştırdıktan sonra rehberimizin de tavsiyesi ile yanımıza bir iki yiyecek birşeyler aldık.
Nemrut Dağı'nda günbatımını ve gündoğumunu izlemek bir ayrıcalık imiş, bu yüzden insanlar şişe şişe şarap alıyorlardı, düşünsenize karlı bir tepede kral mezarlarının yanında günbatımını izlemek. Oldukça romantik olsa gerek...
Tur rehberimiz bizi zaten uyarmıştı, gündüz şehir merkezinde böyle tişörtlü geziyor olabilirsiniz ama dağın tepesinde kar olacak ve oldukça soğuk olabilir dediğinden bir çanta dolusu hırka atkı götürdük. Benim için değişik bir tecrübe oldu, sıcaktan patlar iken az sonra üşüyeceğimi hatta kara elleyeceğimi bilmek beni çok heyecanlandırıyordu. Minibüs ile tepelere çıktıkça acaba dışarısı soğudu mu diye merak ettim durdum şahsen.
Ben hayatımda böyle çetrefilli, böyle dik yokuşlu ve uçurumlu yol görmedim resmen içimiz dışımıza çıktı dağa çıkalım derken ama arka üçlü olarak oldukça güldüğümüzü söyleyebilirim.
"Karadenizin yolları gibi kivrik kivrik" günün bomba espirisi oldu ama buna hiç girmeyeceğim. :)))
Tepeye ulaşmadan iki üç yerde konakladık. Öncelikle yavaş yavaş bize yukarıda neler göreceğimiz ile ilgili tüyo veren ve ekte fotoğrafını gördüğünüz Karakuş Tümülüsü'nden bahsetmek istiyorum. Üzeri kırma taşlardan oluşan bu tümülüs Kommagene Krallık ailesine ait bir anıt mezardır. Güneydeki sütun üzerindeki kartal, doğudaki sütunlar üzerinde aslan be boğa, batıdaki sütun üzerinde ise Kral II. Mithridates'in kızkardeşi Laodike ile tokalaşma kabartması mevcutmuş.
Kartal tümülüsün cazibesine kapılmamak mümkün değildi ancak yola koyulmanın vakti gelmişti. Tekrar minibüse bindikten sonra çıktık yola ve çok ilginçtir ki -ben matematiksel olarak çözemedim hiç te çözemeyeceğim - dağın tepesine çıkmak için insan hiç yokuş iner mi sürekli canım ? :)))) Bir saat filan sürekli aşağı indik hala çözmüş değilim. Yol boyu sordum durdum, "yahu biz yüksek bir yere çıkmayacak mıydık" filan, araba sürekli aşağı iniyor, ama bu nasıl olur filan sorgulamaktan başım ağrıdı inanın :)
Neyse gelelim Cendere Köprüsüne...
"Adıyaman'a 55 km. uzaklıkta ve Karakuş tümülüsünün kuzeydoğusundadır. Kahta çayının en çok daraldığı kesimde iki ana kaya üzerinde 92 iri kesme taştan yapılan bir büyük kemer ve doğu tarafındaki küçük bir tali kemerden oluşur. Samsat'ta karargah kuran XVI. Roma Lejyonu tarafından İ.S. 200'ün başında inşa edilen köprünün giriş ve çıkışlarında sütunlar bulunmaktadır. Köprü ve yapımı hakkında bilgiler içeren kitabelerden, köprünün Roma hükümdarı Septumus Severus'a ve Romalılar tarafından askerlerin anası olarak anılan eşi Julia Domna adına yaptırıldığı anlaşılmaktadır. " ( alıntı: http://gongul.blogcu.com/2789259 )
Cendere köprüsü ile ilgili fotoğrafımız da internetten alınmıştır, tek başına bende fotoğrafı mevcut olmayıp elime ulaşır ulaşmaz diğerlerinden, kendi çektiğimiz fotoyu koyacağım, teknik aksaklıktan dolayı özür dileriz efendim :) ))) Şİmdi size bu fotoyu ben çektim diye yutturamazdım, çok ayıp... :)
Sizi Nemrut'un tepesine çıkmadan fotoğraflarla başbaşa bırakıyorum...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder