Nemrut'un tepesine doğru çıkadursun minibüsler, ben size sanal rehberlik yapayım, Komagene Krallığı hakkında birşeyler anlatayım, biraz aklımda kalanlar biraz da internet araştırmasını harmanlayarak.
"Kommagene Krallığı Türkiye'nin güneydoğusunda, Dicle ve Fırat Nehirlerinin yukarı kıyılarında kurulmuştur, kömür, demir, altın ve petrol gibi mineral ve madenleriyle ünlü çok verimli bir bölgeymiş.
İ.Ö. 700 civarında bir Kommagen Kralı Asurlulara başkaldırır. Asur kralı Sargon, Kommagenleri yener ve yenilen asi kralı: "Tanrılardan korkusu olmayan tanrısız bir adam bu. Sadece kötü planlar yapan bir hilekar," diyerek suçlar. Sargon sözlerine şöyle devam eder: "karısını, oğullarını ve kızlarını, malını ve hazinelerini aldım ve son olarak halkını aldım ve onları Mezopotamya'nın güneyine (bugün Irak) sürdüm."
İ.Ö. 600 dolaylarında Babilliler Asurluları yenilgiye uğratırlar. Sonradan Kommagene krallığını başkenti olacak olan Samsat'da son kez savaşırlar. Bu savaşta Mısır ordusu Asurlulara destek verir ancak Babilliler birleşik orduları yenmeyi başarırlar.
Kommagene halkı İ.Ö. 550 dolaylarında, önce Babillileri yenen Perslerin sonra da Persleri yenen Büyük İskender'in ordularının istilasına tanık olur. İ.Ö. 300'lerde Büyük İskender'in veliahtlarından biri olan Kral Seleukos 1. Nikator bölgesinde hüküm sürer. 1.Nikator Kommagene krallarının Yunan atalarından birisidir. İ.Ö.130'larda Kommagene krallığı bağımsızlığını kazanır.
Küçük Asya'da hüküm süren çogu krallık gibi Kommagene de dogu ve batı halklarının kaynaştığı bir pota oldu. Farklı kültürleri, gelenekleri olan farklı diller konuşan insanlardı onlar ve doğal olarak kendilerini birleşmiş tek bir halk olarak görmüyorlardı. Onlar için aile ve kan bağı Kommagene krallığı altında birleşmiş olmaktan daha önemliydi. Kral Mithridates bu tavrı değiştirmek için çok çalıştı. Örneğin her yıl atalarının onuruna Kommagene krallığında Olimpiyat Oyunları düzenledi. Bu oyunlar, Yunanlıların Olimpiyat Oyunlarıyla karsılaştırılabilir nitelikteydi. Gençlik yıllarında Kral Mithridates de bu oyunlara katılmış ve Kommageneliler arasında popüler olmayı başarmıştı. Yetenekleri sayesinde Kral Mithridates pek çok ödül almış ve bunun bir sonucu olarak Güzellikle zafer kazanan' anlamına gelen Kallinikos' adını almıştı.
Kommagene son olarak, kısa bir süre için, Kral 4. Antiokhos devrinde bağımsız kalmıştır. 4. Antiokhos I.S. 71'de Roma ordusuna yenildi. Kommagene'nin ağır zırhlı ünlü süvarileri ve muhteşem okçuları "cohortes Comagenorum" adı altında Roma ordusuna dahil edilmek suretiyle küçük Kommagene ordusu lâğvedildi. Gelecekte çıkabilecek isyanlara önlem olarak Kommagene Krallığı'nın yüceliğini hatırlatan binalar ve heykeller yerle bir edildi. Kutsal Nemrud Dağı'ndaki tapınak yıkıldı. Kommagene devrinin kapanışıyla Nemrud sadece dağ rüzgarlarının ve yolunu kaybeden çobanların ziyaretleriyle irkileceği uzun uykusuna daldı."
( alıntı:http://ansiklopedi.turkcebilgi.com/kommagene_krall%FD%F0%FD) Daha fazla bilgi almak için linki okumanızı tavsiye ederim, hepsini buraya aktarmak istemedim.
Artık yani nihayetinde minibüsümüz kısa bir molanın ardından tepenin hakkını vermeye başlamış, dik yokuş çıkar olmuştu, "çok şükür ya" dedim, "sonunda fizik kanunlarına uygun davranıyoruz"
Uzun ama upuzun bir tırmanışın ardından yavaş yavaş kar öbeklerini görmeye başladık, yol kenarındaki öbekler biraz tozdan dolayı sararsa da ulaşılmaz yerdeki kar öbekleri muhteşem bir şekilde parlıyordu. Birazdan kara elleyecektim, sabırsızlanıyordum lakin bu kış kara hasret kalmıştık.
Tırmandık tırmandık tırmandık ve sonunda artık arabaların yani insan ve hayvandan başka hiçbir şeyin tırmanamayacağı bir yokuşa geldik. İndik arabadan inmesine de o nasıl soğuktu öyle. Montlarımıza sarındık, atkılarımızı taktık ve başladık tırmanışa.
Taşlı ve vahşi bir yol düşünün, yanında uçurum. Hani bir ayağınız kaysa alimallah hastanelik olursunuz da Kommagene'nin hastanesinin olduğunu sanmam :)Olsa olsa mezarı var anında gömerler adamı. İşte bu duygularla tırmanıyordum yokuşu, ya düşerse biri bu dağın tepesinden nasıl varırız hastaneye filan söylene söylene gidiyorum.
İçimden de "iyi ki gençken sağlıklı iken gelmişm buraya, bu yol asla çıkılmaz başka türlü" diyecektim ki o da ne, karşıdan dolu dolu yaşlı amcalar teyzeler gelmesin mi! Bir hırslanmışım, yahu şu gençliğimle ben mızmızlanacak mıyım yani? "ASLA!" dedim ve hızlandım, lakin yokuş bitmiyor sevgili arkadaşlarım. Ayaklarım bacaklarım ağrıdı artık, çık çık çık. Karşıdan gelenlere soruyorum "daha ne kadar çıkacağız?" " az kaldı az sabret" "aman çok bilmiş seni, inerken demesi kolay tabi " :)))
Ben de inerken böyle hava atacağım inşallah;
"Az kaldı şekerim az kaldı ha gayret" :)))
Tırmanıyoruz ancak kar da kendini göstermeye başladı öyle ki korkunç bir yola girdik. Düşünün incecik bir patika buz tutmuş ve yanda korkunç bir uçurum.
" Allahım " dedim "Ölmek için çok gencim, şu Kommagene Mezarlığı'nı da bir göreyim öyle al canımı " diye söylenirken " buradan düşersem vasiyetimdir, tepede Kommagene Kralı I. Antiochos'un yanına gömün beni, tepeme bir çınar olursa, taş maş da istemez hani, Antiochos ile pek anlaşırdık, rahatsız olacağını sanmam ona 21. yüzyılı anlatırdım, interneti, uçakları ve gezegenleri, yaşar giderdik ikinci hayatımızı belki de baharımızı..."
İşte böyle zırvalaya zırvalaya sonunda vardık tepeye aman bir rüzgar bir rüzgar, ne saç kaldı ne baş, montumun başlığını da örttüm mü kozmonot gibi gezmeye başladım mezarlıkta.
Şimdi gelelim fotoğraflarımıza... Hep o tv'de ve kartpostallarda gördüğümüz heykellere dokunmak istedim ki bir tarafında zincir vardı ama zincirsizini buldum, hiç kaçmaz, ve sarıldım sıkıca :)
Önce ekteki fotoğrafta karlar ile ellerimin buluşmasını göreceksiniz... İner inmez aldım elime bir kartopu attım etrafa sempatik sempatik ama sırtıma da çok pis bir kartopu yemedim değil hani tepede :) Hayır o anda dönsem de yüzüme gelse idi acaba o kişiyi sokmaz mıydım kralın mezarına, o nasıl şaka öyle :) Cık cık cık...
Ekteki fotoda gördüğünüz kartal heykeli az önceki yazımda bahsetmiş olduğum kartal simgesinden geliyor, ne demiştik, Kommagene Kralı II. Mithradates tarafından annesi İsas adına yaptırılan anıt mezardı bu kartal, doğuda ise aslan heykeli var demiştim, şimdi şu insan kafası heykelinin üzerine dikkat ederseniz aslında o kafaların bir zamanlar o arkada görülen oturan vücutlar üzerinde olduğunu ama daha sonra hangi sebepten bilinmez düştüğünü göreceksiniz ( ufff tam rehber gibi yazıyorum ya ). O karla kaplı tepeciğin altında işte mezarlar var ve o tepenin üstüne çıkmak yasak ancak çıkan vardı, yurdum insanına sökmez yasaklar, altında binlerce yıl öncesinin kralı mı yatıyor, yak anam mangalımızı, hanım getir rakıları, kral da kimmiş, kralın canına değsin diyerek içerler, eminim kar olmasa onu da yaparlar valla :)
"Kommagene Krallığı Türkiye'nin güneydoğusunda, Dicle ve Fırat Nehirlerinin yukarı kıyılarında kurulmuştur, kömür, demir, altın ve petrol gibi mineral ve madenleriyle ünlü çok verimli bir bölgeymiş.
İ.Ö. 700 civarında bir Kommagen Kralı Asurlulara başkaldırır. Asur kralı Sargon, Kommagenleri yener ve yenilen asi kralı: "Tanrılardan korkusu olmayan tanrısız bir adam bu. Sadece kötü planlar yapan bir hilekar," diyerek suçlar. Sargon sözlerine şöyle devam eder: "karısını, oğullarını ve kızlarını, malını ve hazinelerini aldım ve son olarak halkını aldım ve onları Mezopotamya'nın güneyine (bugün Irak) sürdüm."
İ.Ö. 600 dolaylarında Babilliler Asurluları yenilgiye uğratırlar. Sonradan Kommagene krallığını başkenti olacak olan Samsat'da son kez savaşırlar. Bu savaşta Mısır ordusu Asurlulara destek verir ancak Babilliler birleşik orduları yenmeyi başarırlar.
Kommagene halkı İ.Ö. 550 dolaylarında, önce Babillileri yenen Perslerin sonra da Persleri yenen Büyük İskender'in ordularının istilasına tanık olur. İ.Ö. 300'lerde Büyük İskender'in veliahtlarından biri olan Kral Seleukos 1. Nikator bölgesinde hüküm sürer. 1.Nikator Kommagene krallarının Yunan atalarından birisidir. İ.Ö.130'larda Kommagene krallığı bağımsızlığını kazanır.
Küçük Asya'da hüküm süren çogu krallık gibi Kommagene de dogu ve batı halklarının kaynaştığı bir pota oldu. Farklı kültürleri, gelenekleri olan farklı diller konuşan insanlardı onlar ve doğal olarak kendilerini birleşmiş tek bir halk olarak görmüyorlardı. Onlar için aile ve kan bağı Kommagene krallığı altında birleşmiş olmaktan daha önemliydi. Kral Mithridates bu tavrı değiştirmek için çok çalıştı. Örneğin her yıl atalarının onuruna Kommagene krallığında Olimpiyat Oyunları düzenledi. Bu oyunlar, Yunanlıların Olimpiyat Oyunlarıyla karsılaştırılabilir nitelikteydi. Gençlik yıllarında Kral Mithridates de bu oyunlara katılmış ve Kommageneliler arasında popüler olmayı başarmıştı. Yetenekleri sayesinde Kral Mithridates pek çok ödül almış ve bunun bir sonucu olarak Güzellikle zafer kazanan' anlamına gelen Kallinikos' adını almıştı.
Kommagene son olarak, kısa bir süre için, Kral 4. Antiokhos devrinde bağımsız kalmıştır. 4. Antiokhos I.S. 71'de Roma ordusuna yenildi. Kommagene'nin ağır zırhlı ünlü süvarileri ve muhteşem okçuları "cohortes Comagenorum" adı altında Roma ordusuna dahil edilmek suretiyle küçük Kommagene ordusu lâğvedildi. Gelecekte çıkabilecek isyanlara önlem olarak Kommagene Krallığı'nın yüceliğini hatırlatan binalar ve heykeller yerle bir edildi. Kutsal Nemrud Dağı'ndaki tapınak yıkıldı. Kommagene devrinin kapanışıyla Nemrud sadece dağ rüzgarlarının ve yolunu kaybeden çobanların ziyaretleriyle irkileceği uzun uykusuna daldı."
( alıntı:http://ansiklopedi.turkcebilgi.com/kommagene_krall%FD%F0%FD) Daha fazla bilgi almak için linki okumanızı tavsiye ederim, hepsini buraya aktarmak istemedim.
Artık yani nihayetinde minibüsümüz kısa bir molanın ardından tepenin hakkını vermeye başlamış, dik yokuş çıkar olmuştu, "çok şükür ya" dedim, "sonunda fizik kanunlarına uygun davranıyoruz"
Uzun ama upuzun bir tırmanışın ardından yavaş yavaş kar öbeklerini görmeye başladık, yol kenarındaki öbekler biraz tozdan dolayı sararsa da ulaşılmaz yerdeki kar öbekleri muhteşem bir şekilde parlıyordu. Birazdan kara elleyecektim, sabırsızlanıyordum lakin bu kış kara hasret kalmıştık.
Tırmandık tırmandık tırmandık ve sonunda artık arabaların yani insan ve hayvandan başka hiçbir şeyin tırmanamayacağı bir yokuşa geldik. İndik arabadan inmesine de o nasıl soğuktu öyle. Montlarımıza sarındık, atkılarımızı taktık ve başladık tırmanışa.
Taşlı ve vahşi bir yol düşünün, yanında uçurum. Hani bir ayağınız kaysa alimallah hastanelik olursunuz da Kommagene'nin hastanesinin olduğunu sanmam :)Olsa olsa mezarı var anında gömerler adamı. İşte bu duygularla tırmanıyordum yokuşu, ya düşerse biri bu dağın tepesinden nasıl varırız hastaneye filan söylene söylene gidiyorum.
İçimden de "iyi ki gençken sağlıklı iken gelmişm buraya, bu yol asla çıkılmaz başka türlü" diyecektim ki o da ne, karşıdan dolu dolu yaşlı amcalar teyzeler gelmesin mi! Bir hırslanmışım, yahu şu gençliğimle ben mızmızlanacak mıyım yani? "ASLA!" dedim ve hızlandım, lakin yokuş bitmiyor sevgili arkadaşlarım. Ayaklarım bacaklarım ağrıdı artık, çık çık çık. Karşıdan gelenlere soruyorum "daha ne kadar çıkacağız?" " az kaldı az sabret" "aman çok bilmiş seni, inerken demesi kolay tabi " :)))
Ben de inerken böyle hava atacağım inşallah;
"Az kaldı şekerim az kaldı ha gayret" :)))
Tırmanıyoruz ancak kar da kendini göstermeye başladı öyle ki korkunç bir yola girdik. Düşünün incecik bir patika buz tutmuş ve yanda korkunç bir uçurum.
" Allahım " dedim "Ölmek için çok gencim, şu Kommagene Mezarlığı'nı da bir göreyim öyle al canımı " diye söylenirken " buradan düşersem vasiyetimdir, tepede Kommagene Kralı I. Antiochos'un yanına gömün beni, tepeme bir çınar olursa, taş maş da istemez hani, Antiochos ile pek anlaşırdık, rahatsız olacağını sanmam ona 21. yüzyılı anlatırdım, interneti, uçakları ve gezegenleri, yaşar giderdik ikinci hayatımızı belki de baharımızı..."
İşte böyle zırvalaya zırvalaya sonunda vardık tepeye aman bir rüzgar bir rüzgar, ne saç kaldı ne baş, montumun başlığını da örttüm mü kozmonot gibi gezmeye başladım mezarlıkta.
Şimdi gelelim fotoğraflarımıza... Hep o tv'de ve kartpostallarda gördüğümüz heykellere dokunmak istedim ki bir tarafında zincir vardı ama zincirsizini buldum, hiç kaçmaz, ve sarıldım sıkıca :)
Önce ekteki fotoğrafta karlar ile ellerimin buluşmasını göreceksiniz... İner inmez aldım elime bir kartopu attım etrafa sempatik sempatik ama sırtıma da çok pis bir kartopu yemedim değil hani tepede :) Hayır o anda dönsem de yüzüme gelse idi acaba o kişiyi sokmaz mıydım kralın mezarına, o nasıl şaka öyle :) Cık cık cık...
Ekteki fotoda gördüğünüz kartal heykeli az önceki yazımda bahsetmiş olduğum kartal simgesinden geliyor, ne demiştik, Kommagene Kralı II. Mithradates tarafından annesi İsas adına yaptırılan anıt mezardı bu kartal, doğuda ise aslan heykeli var demiştim, şimdi şu insan kafası heykelinin üzerine dikkat ederseniz aslında o kafaların bir zamanlar o arkada görülen oturan vücutlar üzerinde olduğunu ama daha sonra hangi sebepten bilinmez düştüğünü göreceksiniz ( ufff tam rehber gibi yazıyorum ya ). O karla kaplı tepeciğin altında işte mezarlar var ve o tepenin üstüne çıkmak yasak ancak çıkan vardı, yurdum insanına sökmez yasaklar, altında binlerce yıl öncesinin kralı mı yatıyor, yak anam mangalımızı, hanım getir rakıları, kral da kimmiş, kralın canına değsin diyerek içerler, eminim kar olmasa onu da yaparlar valla :)
Bir de o kadar yorulmuşum ki artık hangi kralın heykeli ise sarılmadan edemedim :) Canım canım, ne şeker heykelciksin sen öyle :))) Hadi gülümse azıcık objektife "say cheese!"...E hadi ama! "Heykel gibi durma öyle!" :)
8 yorum:
Preciosas imágenes.Lástima no entender tu idioma.Saludos desde España.
hö ! :)
gece gece ne güldüm ya!
serpil ünün Yurtdışında şu anda :)
Ben de görünce çok şaşırdım .
Biri şaka yapıyor sandım ama baksana adam sahici İspanyol.
Adios Amigos!
Hey sen ordaki..
İngilizcen yok mu senin?
Hey cool visitor!
Don't u speak English?
Please write your sweet comments to my blog!
I am waiting for your point of views.
hola ! diiceksin
İspanyolca da merhaba :)
como estas nasılsınız ?
gracias por visitar mi sitio sayfamı ziyaretin için teşekkürler :):):):)
başka yerde bulamazsın bu hizmeti :))
Pedro da güzel resimler felan demiş İspanyadan selamlar demiş. Çok iyi yaa hehehe
Bilmem buraya bir daha bakar mı ki acaba?
Pedroooooooooooo!
Holaaaaaaaaaaaaaaaaaa!!!!
( bağırdım duydun mu?)
benim yazdığım bir hikayede Pedro, kendisi askerdeyken liseyi yeni bitirmiş ve öss ye hazırlanan bir yandan da çalışan derken; hayat sahnesinde tanıştığı , sevdiği , güvendiği ilk adamın tecavüzüne uğrayan bir genç kızın abisi karakterinde dir. Bu olayı askerden döndüğünde öğrenip, kendisi de intikam parolasıyla kafayı sıyırıyor. Ve mirc ten tanışıp, güven verdiği 16 yaşındaki Selcen ' e tecavüz ediyor. böyle bişii :(
bu cok kotu bısey gercek olan bısey mı bu acaba?
kumsal hanım ;
merhaba.. sanırım düşünce ve sorunuzu benim yazıdığım yorum üzerine yönelttiniz.
"benim yazdığım bir hikayede.." diye başlıyorum cümleme. Gerçek değil, ancak psikolojik sürecte mümkünü yurt sınırlarımızda mümkün olan, belki olmuş olaylar silsilesine dahildir efendim.
Yorum Gönder