23 Ocak 2008 Çarşamba

Mor duvarlı bir evimiz olacaktı, üzerine asmaların sarıldığı...




NOT: DETAYLAR İÇİN FOTOĞRAFLARIN ÜZERİNE TIKLAYIP BÜYÜTEBİLİRSİNİZ...


Cumalıkızık gezisine devam ederken bir eve yakışacak en güzel renkle karşılaştım. Mor bir ev. Sanırım burada yaşasaydım kesinlikle benim evimin rengi de bu olurdu, sonra bahçesinde odun kırarken evimizin direği, biz de ocağı hazırlardık acele acele.
Cumalıkızık evlerinin arasından sürekli su akıyordu, kanallar vardı ve o gün yağan yağmurun suların tepelerde birikip birikip köyü suluyordu adeta. Bir su şırıltımız eksikti köye yakışan, o da olmuştu. Bize de mutluluğumuzu ölümsüzleştirmek kaldı.
Köy hakkında bilgi vermeye devam ediyoruz .
"Cumalıkızık'ın 7 Mahallesi vardır; Dere, Değirmenyeri, Eğrek, Hamam, Köyüstü, Okul ve Orta adlarında 7 ayrı mahalleden oluşuyor. Ana caddesi bulunmuyor... Sokaklar birbirini dik olarak kesmiyor... Zira köy, belirli bir plana bağlı kalmaksızın yapılmış. Evler eğimli olan köy arazisine uyacak şekilde rastgele oturtulmuş.

Sokakları yaya ve binek hayvanları ile at ve öküz arabalarının ancak geçebileceği genişlikte yapılmış. Yassı taş döşeli taş sokakların orta kısımları yağışlı günlerde suyun akıp gitmesi için hafif çukur bir kanal şeklinde yapılmış.

Köyde iki kişinin yanyana yürüyemeyeceği kadar dar yollara da rastlanıyor. Evlerin yanyana, sırtsırta olmaları nedeniyle çoğu sokak "çıkmaz" özelliği taşıyor. Yağmur yağdığı zaman geçit vermez derelere dönüşen sokaklarında hala atla dolaşanlara rastlanıyor.

Tümü koruma altındaki köyde 270 ev bulunuyor, 180'i kullanılıyor... Diğerleri aslına uygun onarılmayı bekliyor... Evler genelde üç katlı. Zemin, birinci kat ve avlular sokak döşemesine uygun molaz, taş ve ahşap hatıllı duvarlarla örülmüş... Evin içi görülmesin diye pencereler üst kata yerleştirilmiş, kafesli veya cumbalı yapılmış.

Kapılar genelde ceviz ağacından ve çift kanatlı yapılmış... Bağlantılar ve kapı tokmaklarında dövme kullanılmış... Hayatların zemini yassı taş kaplanmış... Evin her işinin yapıldığı hayat bölümüne bir de fırın oturtulmuş... Yatak odaları, kışlık oturma odaları üst katlarda çözülmüş.
Kırma çatılar alaturka kiremit kaplanmış... Çatı çıkıntıları özellikle geniş tutulmuş... Böylece yağmurlu havalarda yoldan geçenlere altına sığınacakları bir yer yaratılmış... Ayrıca yağan yağmurun evlerin duvarına zarar vermesi önlenmiş.

Köyün çevresi yakın tarihe kadar kestane ağaçlarıyla çevriliymiş... Ancak, "mürekkep hastalığı" bir kanser gibi gelip yerleşmiş... Uzun yıllar köyün ana gelir kaynağı olan kestaneciliği kısa sürede yok etmiş... Dar alanlarda yapılan meyve ve sebzecilik köyün tek geçim kaynağı olmuş.
Şimdilerdeyse turizm ön plana çıkmış... Yeni bir gelir kapısı açılmış... Nitekim, her köşesinde yeme-içme yerleri açılmış, az da olsa pansiyonculuk başlamış, hemen her evin önüne açılan minik tezgahlarda "ev işi" ürünler satılır olmuş...

Yetmemiş, köyün girişindeki meydanın iki yanına geniş tezgahlar açılmış... Reçelden turşuya, mantıdan erişteye, fasulyeden cevize, mevsimlik meyveden sebzeye ne ararsanız satılır olmuş... Köyün geliri artmış..." not: Bu tanıtım kısmı alıntıdır

1 yorum:

Emre Küçükoğlu dedi ki...

duvarları maviye boyadım
maviyi çok seversin.

penceremde menekşeler dizili
sularken şarkı söylersin.

gramafonda eski alaturka
hoşuna gider bilirim.

o yaz evinin içinde
denize nazır
sabaha kadar
bekledim seni
birden
dalgalar dedi ki
gelmeyeceksin
dalgalar dedi ki
gelmeyeceksin.