1 Mart 2008 Cumartesi

Bakın Sizi Nereye Götüreceğim...


Bugün günlerden 1 Mart Cumartesi... Çok sinir bozucu bir Cuma çalışma gününün ardından gece terfi eden iki arkadaşımızın fasıl gecesine gittik. Biraz olsun moralim yerine gedi, kendimi kırmızı şaraba ve sevdiğim arkadaşların coşkularına verdim vermesine de ertesi sabah uyanmakta çok zorlandım.
Bir arkadaşımın telefonu ile uyandım daha doğrusu. Güzelim uykumu böldüğünü anlamıştı sesimden, ben de telefonu kapatıp bir saat daha uyudum. Dışarda parıldayan erken baharın güneşi ışınlarını bir mızrak gibi yüzüme saplarken günü harcamamam gerektiğine karar verdim ve bakın sizi nereye götürmeye karar verdim.


Bostancı'ya... Yaşadığım yere...
Kahvaltımı yaptıktan sonra kimi bana eşlik etmeye çağırsam diye düşünürken kulağım "You r my heart, You r my Soul" melodisine dikkat kesildi. Müge arıyordu ve zaten benim de yapmayı planladığım bir gezintiye çağırıyordu.
Bugün Bostancı'ya, Anadolu Yakası'na kısaca İstanbul'a aşık olduğumuzu birkez daha anladık. Trafiği bezdirse de, kalabalıklığı sıksa da canımızı biz Bostancı'sız yapamazdık.
Şimdi yaşadığım, yaşamaktan çok da memnun olduğum Bostancı'yı gezelim.


Önce "Hanımın Mutfağı"... Benim küçük yuvam :)
Bostancı Çarşıdaki bu otantik cafenin pazar günleri harika bir kahvaltısı oluyor. Henüz bir kere gitme şerefine ulaşmış olsam da yemeklerini, kahvelerini tatma şansına çok kez şahit oldum, üstelik ardımda binlerce anı bırakarak. Çok anılarım var sende Hanımın Mutfağı. Çok özelsin benim için. İçindeki atmosferde asılı kaldı anılarım, fotoğrafını çekerken gördüm pencerelerinde.


Burası bizim mahallenin çıkmaz sokağı... Mahallenin gençleri duvarlarını spreyle boyamış. Çok seviyorum bu sokağı. Gideceğim yere mutlaka burdan geçerek varmaya çalışıyorum çünkü bu sokağın girişinden çıkışına kadar "genç" bir ruh var size eşlik eden, kaç keredir şu ağaçların altında gördüm çok genç aşıkları. Aşıklar için çok güzel bir mekan, gözlerden uzak :)




Karşınızda Bostancı çiçekçisi. Bakmayın öyle mahsun durduğuna. Hele bir çiçek almaya kalkışın hepsi usta bir pazarlamacı kesilir, bir demet yerine on demetle ayrılırsınız yanlarından. Bu teyzeyi gördüğümde uzaktan kucağındaki bebeği öpüyordu, içim kaynadı. Sonra eteği dikkatimi çekti. Bu çiçekçi çingeneler hiç mi normal giyinemez, hep mi böyle çiçekli basma giyerler. Ne kadar yakışmış, fotoğraflamadan edemezdim ama ürkütmemem lazımdı.
Yaklaşıp gülümsedim, şöyle bir çiçeklere baktıktan sonra fotoğraf çekip çekemeyeceğimi sordum." Sadece çiçekleri çeksen?" dedi. "Ama çok güzel görünüyorsunuz..." dedim. Bir kadın olarak bir kadının en zayıf noktasını bilirim. Bir kadına "güzel" diyerek çok şeye ikna edebilirsiniz, istisnalar kaideyi bozmasa da :) Hemen eridi abla. Poz verdi, üstelik de gülümsedi, kimbilir ne düşündü. Kimbilir nasıl bir hayatı var. Ölümsüzleştirdim işte seni, fena mı? Korkma benden sana zarar gelmez.
"Fulya çiçekleri ne kadar da güzel kokuyor!"



Burası Bostancı Meydanı. İstasyon Çay Bahçesini görüyorsunuz. Klip çekilcek bir mekandır yani.




Tren İstasyonunun yeşil kapısından gelecek bir sevgiliyi beklemek İstasyon Çay Bahçesi'nde. İçtikten sonra sıcak çayları yolculamak onu aynı istasyondan. Biz de yolculamadık değil hani. Hiç unutamıyorum...

Bostancı'nın en sevdiğim özelliği tren, otobüs, vapur, dolmuş, deniz otobüsü gibi her tür ulaşıma sahip olmasıdır. Yıllar önce Haydarpaşa'dan Antep Gençlik Kampı'na gitmek üzere bindiğim yataklı tren ile geçtim şu rayların üzerinden. Nasıl da ışıltılı bir gündü. Ne kadar güzel bir yolculuktu Tanrım, ne kadar güzel bir gündü.



TREN
Nereye bu gece vakti?
Güzel tren, garip tren?
Düdüğün pek acı geldi,
Hatıra neler getiren.
Çokmudur mendil sallamam;
Her yolcu az çok aşinam,
Haydi, yolun açık olsun;
Geçtiğin köprüler sağlam,
Tüneller aydınlık olsun.
Cahit Sıtkı Tarancı


Bostancı Sahil Balıkçıları... "Balık yemek" fikri kadar güzel bir fikir var mı dünyada? Cemal Süreya'nın kahvaltı ile ilgili ufak şiirini değiştiriyorum. "Yemek yeme üstüne ne düşünürsünüz bilmem ama balık yemenin mutlulukla bir ilgisi olmalı" diyorum ben de. Yanında soğuk bir bira, bir çoban salatası... Bir de deniz manzarası...



Sahil yolunda saatlerce yürüyebilirsiniz ki hava mükemmeldi, dedim ya bahar erken geldi İstanbul'a oysa iki hafta önce kar botları ile çıkıyorduk sokağa. Altında durduğum bu ağacı çok sevdim. Henüz çıplaktı ve kışın kasvetinden asmıştı yüzünü, dallarını, ben de biraz neşelensin diye dallarına astım atkımı, geçtim altına, çektik fotoğrafını, sanki biraz canlandı mı ne? Mutlu oldu bence...




Burası o televizyonlarda bangır bangır "Bostancı Sahilini Temizledik" kampanyaları ile sularına beyaz donları ile girilen halk plajı. Henüz Mart ayına yeni girmiş de olsak ve fotoğrafda gördüğünüz gibi henüz deri montları, atkıları ve şapkaları tam olarak atamasak da cesur ve sağlam çocukların sulara atladığına şahit olduk ve aramızda şöyle bir konuşma geçti.
- Müge şu cocuğun yerinde olsam var ya, hani şu denize giren var ya, komalık olurdum çıkınca.
- Sen onu bırak Serpil, ben heyet raporu alır bir ay işe gelemezdim hastalıktan.
:)
Lakin çocuklar zerre üşümüyorlardı, biz de bilmezdik gerçi çocukken üşüdüğümüzü.









Biraz dinlenip iş hayatının sorunsallarına ufak aklımızla çözümler bulmaya çalışsak da hayat devam ediyordu. Yaşamak için çalışmak lazımdı ancak çalışmak için de yaşamak gerekiyor, sahi biz yaşıyor muyuz? Sizi bilmem ama pazartesi saat 9'dan Cuma saat 18'e kadar ben yaşıyor muyum şüpheliyim.

Lakin hayat devam ediyor dışarda... Bahar da geldi... Aşık olmak gerek, yaşamak gerek, Müge'nin de dediği gibi "midemizde kelebekler uçuşmalı", aklımız bizden bir adım ilerde yürümeli, yetişemesek ona böyle, sonra ayaklarımız kesilse yerden...






KRAL VE MARTI
"Bir martı bulmalı dedi" kral
İlanlar verildi, tellallar dolaştı tüm ülkede
Haber bizimkine ulaştı
Gencecik bir martı, biraz safça,
"Aradıkları benim" dedi isyanla
Gözleri yaşlı ana-babasına
Bir sabah doğan güne karşı koyuldu yola
Karlı dağlar aştı, öte diyarlara vardı
"Bu maviye fazla düşkün" dedi Kralın soytarıları,
"yıllar oldu hizmete alınalı unutamadı hala uçsuz bucaksız deryaları"
Buyruk saldı tahtında kurulu kızıl suratlı şişman
"Kahretsin! saraya bu da alışamadı
Akıbeti öncekiler gibi ola"
Gözleri bağlandı martımın
Ve bir sabah doğan güne karşı onu dönülmez yola vurdular...
Kulağımda hala son sözleri:
"Haddim değil söylemek belki kralım
Ama martıya mavi gerek bilesin
Çok istiyorsan sarayına
Muhabbet kuşu getirtesin...
Özcan Güner Kök





İşte bence harika bir fotoğraf. Bu ışıltılı denizin ekrana bu kadar güzel düşeceğini düşünmemiştim. Gerçekte daha da güzel görünse de...





Adalar iskelesi...
Adaları özledim, kışa veda edip baharı selamlarkan adalara kavuşacağız çok yakında. Burgazada, Heybeli Ada, Büyükada, Kınalıada. Az kaldı misafirlerini ağırlamana...




Suadiye Tren yolu.
Bağdat Caddesi Dome Pico'da kumpirleri yedikten sonra eve dönüş yolunda üzerindeki geçitten her geçişimde içime anlamsız bir hüzün veren tren yolunu fotoğraflamak istedim. Sizce de sanki çok sevdiğinizi alıp götürecek gibi duran dev bir yılana benzemiyor mu? Böyle sanki onu yutacak sonra midesinde uzaklara taşıyacak gibi salınan dev sarımtrak bir yılan. Alma sevdiklerimi benden yılan...


İşte böyle işte..
Eve dönüşte birkez daha anladık ki biz Bostancı'sız yapamayız.
Günün sonunda Müge bir kez daha Avrupa Yakası'nda yaşayamayacağına emin oldu, ben de Bostancı'sız nefes alamayacağıma inandım.
Kısmet...
Hayat bizi kimbilir nerelere sürükleyecek...
Belki o zaman açarız bu blogu, bakarız fotoğraflarına.
Bostancı'yı iyi tanıtabildiysem ne mutlu bana...
Biz bir Bostancı aşığıyız...

2 yorum:

Adsız dedi ki...

dome picoda bir daha yememenizi tavsiye ederim
pislikten kırılıyo
calışanlar sürekli sigara halinde
ekmekler sabahları yerlerde
hic tavsiye etmem

Unknown dedi ki...

Merhaba,
Hanımın Mutfağı için birkaç söz söylemem lazım aslında sizin sayfanızı kullanmak istemezdim ancak burada gözüme ilişti. Burası dıştan güzel görünmekle birlikte kötü bir gün geçirmeme sebep olan bir yer olarak kaldı belleğimde ve paylaşmak da isterim.
Yemek siparişimizi vermiş ve önceden gelen salata ve zeytinyağlılarımızı yiyorduk , muhtemelen bir gün öncesinden kalan ekşimiş salatamız geldi!!
yemedik ve kenara koyduk ancak garson olduğunu sandığımız kişi oralı olmadı . zeytinyağlı sarmanın da içinden taş çıkınca hepsini kenara koyup garsonu bekledik. geldi ve tabakları aldı hiç bir şey sormadı! sinirlendim ve ana yemeği iptal etmek için kasaya gittim. ama garsonumuz yine orda , oraya da o bakıyor. ve yemeği iptal etmesini söylediğimde sanki az önce hiçbirşey olmamış gibi "şu anda pişiyor iptal edemem , biraz gecikti kusura bakmayın" dedi ancak .. bu zat pişmiş pişmiş konuştukça kan beynime de sıçradı ve iptal edin dedim ve salata ile zeytinyağlıyı ve zerre ilgilenilmediğini söyledim. bu garson mu kasiyer mi ne olduğunu anlayamadığım arkadaşım iptal edemeyeceğini ısrarla söyledi ve nerdeyse suratına tükürürcesine parasını verip çıktım.
sonradan oradaki daha üst yetkiliyle bu terbiyesiz davranışı konuşmaya niyetliydim ancak o kadar sinirlenmiştimki orada bir dakika durmak istemedim.. Kendime de kızdım bu hareket yanlarına kar kaldı diyerek!